Tesbih ve Takılarda kullanılan doğal taşlar ile ilgili hem görsel hemde teknik bir bilgi paylaşımında bulunmak istedim. Ülkemizdede bulunsa çoğu taş dış ülke kaynaklıdır ve bir birinden farklı ve değerli taşlar mevcutdur.

AKİK

Akik, kalsedon kuvarsının bir türü olan yarı saydam bir taştır. Ana bileşenleri SiO2 dir. İçerdiği diğer bileşenlere ve oluşum koşullarına bağlı olarak çok farklı renk ve dokularda sahip olabilir. Mohs ölçeğine göre sertlik derecesi 7’dir.

Tarih boyunca; yüzük taşı, mühür, düğme, süs eşyaları vb. yapımında yaygın olarak kullanılmıştır. En bilinen ve bulunan rengi ateş kırmızısıdır. Doğada daha az bulunmakla birlikte siyah, beyaz, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kahverengi olanları da vardır. Diğer minerallerden etkilenerek yosunlu bir görünüm aldığında Agat (Yosunlu Akik) adını alır. Bu lekeler çizgi, dalga ve hare halini de alabilir. Siyah ve beyaz renk aldığında Oniks adını alır. Türkiye,de Anakara Çubuk’ta zengin Agat taşı mineralleri mevcuttur.

KAPLAN GÖZÜ

Kuvars grubuna ait bir taştır ve parlatıldığında ipeksi bir görünüm kazanır. Yanardönerlik özelliğine sahiptir.

Yüzyıllar boyunca mistik insanlar, Kaplan gözünün onları koruduğuna inanırlar. Budistler, Paganlar, Uzak-Doğu Şamanları, Kızılderililer gibi eski gelenek ve göreneklerini devam ettiren kadim toplumlarca da Kaplangözü; Kötü ruhlardan, kara büyüden ve nazar gibi olumsuz şekilde etki ettiği düşünülen enerjilerden korunma amaçlı kullanılmıştır. Kendi özgür iradesini yitirmemek ve başka iradelerden de etkilenmemek amacıyla da üzerlerinde taşırlar.

AMETİST

Ametist eski krallıkların hazinelerinde yer alan değerli bir taştır.Genelde mücevher olarak kullanılırdı. Mor renkli bir kuvars türüdür. İsminin ise  Yunanca da “değil” ve methuskein, “sarhoş etmek” kelimelerinden aldığı söylenir. Bunun nedeni eski zamanlarda yaygın olan taşın sahibini sarhoşluktan koruduğuna dair inançtır. Ametistten yapılmış bir kase veya kupadan şarap içmenin kişiyi sarhoş etmeyeceğine inanılıyordu. Yine de taşın isminin , taş için Doğu’da kullanılan bir ismin dejenere olmasından türemiş olabileceği de düşünülmektedir.

20. yüzyılda ametistin rengini sahip olduğu manganezden aldığı düşünülmüştür. Fakat, bazı otoriteler rengin organik bir kaynağı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ferrik tiyosiyanat önerilmiş ve mineralde kükürtün saptandığı belirtilmiştir. 2005 yılından itibaren, ametistin renginden yabancı (katışkı) atomların sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Isıya maruz kaldığında, ametistin rengi sarıya döner. Genel olarak sarı kuvars cevherlerinin (sitrin, dumanlı kuvars ve diğerleri) genel olarak yanmış ametist olduğu söylenmektedir. Kayacın yeryüzüne çıkmış uzantılarında, ametist damarlarının renklerini kaybetmeleri muhtemeldir. Ametistin sertliği 7’dir.

JASPER

Kuvars grubundan bir silis mineralidir. Doğada kırmızı, yeşil, kahverengi ve sarı renkleri vardır. Bileşiminde bulunan hematit,ona rengini verir ve bu renkler, dağılımlarına göre: Okyanus, dalmaçya, hayalet, kırmızı gibi adlarla anılırlar. Kırmızı noktalar serpiştirilmiş haline kantaşı ya da heliotrop denen jasper taşı, Eski Roma’da yüzük taşlarında kullanılırdı.

YEŞİM

Yeşim, binlerce yıldır Çin’de bilinir ve kullanılırdı. Daha M.Ö. 3000 civarlarında yeşim Çin’de yu, kraliyet cevheri olarak tanınırdı. En çok insan kafası, hayvan, ağaç, mobilya gibi heykelcikler yapımında kullanılmıştır. ABD yüklü paralar ödeyerek Çin’den satın aldığı yeşim heykelcikleri müzelerinde saklamaktadır. Çin’de kullanılan yeşim genel olarak nefritti. Çinliler 17. yüzyıldan sonra Burma jadeitlerinin bulunmasıyla oymalarda ve diğer araçlarda jadeit kullanmaya başlamışlardır.

Yeşimin Asya kültüründe önemli bir yeri vardır. Asya kültüründe yeşim taşı takmanın iyi şans getireceğine inanılırdı. Ayrıca antik çağlarda yeşim taşının böbrek hastalıklarını iyileştirici gücü olduğuna inanılırdı. Bunun dışında bazı bölgelerde yeşim taşının diş çürüklerine ve ağrılarına iyi geldiğine de inanılmıştır.

HEMATİT

Hematit, Fe2O3 formundaki demir mineralidir. Kan taşı olarak da bilinen hematitin en yaygın renkleri kırmızı ve kahverengidir. Ayrıca siyahtan griye, sarıdan kahverengine kadar içerdiği diğer kayaçlardan ötürü farklı renkler de bulunur. Pigment olarak da kullanılan hematit, çelik üretiminde kullanılan temel mineraldir.

Kırmızı tebeşir işletimi, insanlığın ilk teşebbüs ettiği madencilik dallarından biriydi. Tarih öncesi çağlarda ilk kullanımı 164.000 yıl öncey Pinnacle-Point adamı tarafından yapıldı. Toz şeklindeki mineral, Güney Afrika’da bulunan Pinnacle Point mağrasında sosyal farklılaşma için kullanmıştı. Hematit artıkları, takriben MÖ 80000 yılına ait mezarlarda bulunmaktadır. Polonya’da bulunan Rydno ve Macaristan’daki Lovas yakınlarında paleolitik hematit çukurları bilinmektedir (MÖ 60000).

Avrupa’da bilinen en eski yeraltı maden ocakları Taşoz adasındaki Tzines ve Vaftochili’dedirler (MÖ 20000 ila MÖ 15000). Almanya’da buna benzer kapsamda tarih öncesi çağa ait madencilik izlerine Bad Sulzburg ve Münster vadîsinde (Kara Orman) rastlanır

MALAHİT

Malahit, (Malakit) bazik bakır karbonattan müteşekkil, parlak yeşil bir mineral. Çok bulunan bir bakır cevheridir. Daima bakır sülfürleriyle, özellikle kalkopiritle birlikte ve bunların yataklarının üst kısımlarında oksitlenme sonunda bulunur. Bu oksitlenme, özellikle kalsiyum karbonatın bulunduğu yerlerde su, hava ve karbondioksidin bakır sülfidi etkilemesiyle meydana gelir.

Sibirya, Macaristan, Cornwall, Almanya, Kuzey ve Güney Amerika, Güney Avustralya, Güney Batı Afrika’da ve Anadolu’da çeşitli yerlerde bulunur.

Malahitin bileşimi Cu2CO3(OH)2’dir. Kristalleri monoklinal sistemdedir. Ancak kristalleri az bulunur. İğne ve kıl gibi kristaller, bir arada, demete benzer şekildedir. Çoğunlukla üst yüzeyi yumrulu, yuvarlak, salkımsı agregat (amorf) olarak bulunur. Kristalleri, siyahımsı yeşil ve cam parıltılıdır; agregatları ise zümrüt yeşili renginde ve ipek parıltılı veya donuk olur. Çizgisi açık yeşildir. Sertliği 3,5-4,0 ve özgül ağırlığı da 4,0 g/cm³tür. Kolay kırılır, kırılma yüzeyi midye kabuğu şekillidir. Üfleçte erir ve kömür üstünde Cu (bakır) tanesi bırakır. Tüpte ısıtılırsa su çıkarır ve kararır. Amonyakta çözünür. Asitlerde de köpürerek çözünür.

Malahit fazla sert olmadığı için, tıraşlanıp parlatılarak mücevhercilik ve sedefçilikte kullanılır.

Malahit yeşili: Kapalı formülü C23H25N2Cl olan bir boyarmaddedir. Benzaldehit ve dimetil anilinden elde edilen malahit yeşili trifenilmetan yapısındadır. Anilin yeşili veya benzaldehit yeşili olarak da bilinir. Sanayide ipek, yün, deri ve jütü doğrudan, pamuğu da mordanlandıktan sonra boyamada kullanılır. Tıpta, seyreltik çözeltileri yerel antiseptik olarak kullanılır. Bu bileşik mantar ve bakterilere karşı da etkilidir. Yeşil kristal yapısı ile malahite benzediğinden malahit yeşili denmektedir.

AKUAMARİN

Akuamarin, akvamarin veya aquamarin (Lat. aqua marina, “denizin suyu” anlamına gelir). Kıymetli taşlardan olup berilin şeffaf ve silikatlı bir türüdür. Hegzagonal sistemde kristalleşir ve sertliği 7,5-8 arasındadır. Kimyasal formülü: Be3Al2Si6O18 şeklindedir. Açık mavi ya da mavimsi yeşil renktedir ve Zümrüte çok benzer.

Genellikle berilin bulunduğu koşullarda oluşur ve en güzelleri çoğunlukla Rusya’da bulunur. Brezilya’da bulunan sarı beril, bazen aquamarin krisolit olarak adlandırılır. Tipik aquamarin’in mavimsi tonunu veren korundum mevcutsa oryantal aquamarin adıyla anılır. Aquamarin, ABD’de orta Colorado’daki Sawatch dağ silsilesinin Mt. Antero tepelerinde bulunur. Brezilya’da, Minas Gerais, Espírito Santo ve Bahia eyaletlerinde aquamarin madenleri vardır.

Bugüne dek en büyük aquamarin, 1910 yılında Brezilya’nın Minas Gerais bölgesindeki Marambaia’dan çıkarılmıştır. Ağırlığı 110 kg dan fazla olup (520.000 karat) 48,5 cm uzunluğunda ve 42 cm çapındadır.

Mart ayında doğanların uğurlu taşı olduğuna inanılır.

Denizciler uğurlu olduğuna inanır ve eskiden Kaptan olmayı hak eden denizcilere, akuamarin hediye edilirmiş.

AYTAŞI

Adularya ve Feldispat olarak da isimlendirilir. Taşa Aytaşı denmesinin bir sebebi, beyazımsı ve damarlı dış yüzeydir. Diğer bir sebebi ise, öteden beri bu taşın Ay’ın gücünü yoğunlaştıran, bir güç taşı olarak görülmesidir. Gece çıktığı için Ay her zaman aşkı temsil etmiş ve bu sebepten dolayı, üretkenliğin ve ihtiraslı sevilerin taşı olarak kabul edilmiştir.
Günümüzde de Hindistan, Srilanka ve birçok Arap ülkesinde Aytaşı, doğurganlığı ve verici sevgiyi temsil eder ve aile taşı olarak kabul edilir. Bu ülkelerde, hamile kalmak için, birçok kadın geceliklerine Aytaşı dikerler.

 

DUMANLI KUVARS

Dumanlı kuvars (İngilizce: Smoky quartz veya Cairngorm, Almanca: Rauchquarz) kahverengimsi bir makrokristalin kuvars çeşidi. Bir dağ kristali (necef taşı) türü olan dumanlı kuvars koyu duman renginde ve yarı şeffaftır. Çok koyu kahverengiden opak siyah renge kadar olan bir çeşidine morion denir.

Kimyasal formulü SiO2’dir. Özgül ağırlığı 2.65, kırılma katsayısı (indeksi) 1.54-1.55, sertliği ise 7’dir. Dumanlı kuvars bir makrokristalin kuvars çeşididir. Diğer makrokristalin kuvarslardan bazıları: Ametist, Kedigözü, Sitrin, Dağ kristali ve Pembe kuvarstır.

Dumanlı kuvars binlerce yıldır süs, dekoratif ve dini nesnelerde değerli taş olarak kullanılmıştır. Dumanlı kuvarsın bağlı olduğu burçlar Oğlak ve Yay’dır. Eski zamanlardan beri dumanlı kuvarsın gerginliği giderdiği, korku, panik ve kızgınlığı olumlu duygulara, huzur ve neşeye değiştirdiğine inanılmıştır. Bazıları pankreas ve böbreklerin daha iyi çalışmasına ve zehirli maddelerin vücuttan atılmasına yardım ettiğine inanır. Dumanlı Kuvars ve onun tam siyah türü olan MORİON dünyada en güzel ve bol miktarda Brezilya’da ve Türkiye’de çıkartılır. Türkiye’de Aydın ili, Koçarlı-Çine-Karacasu ilçelerinde dumanlı kuvars yatakları bulunmaktadır. Yaklaşık 30 yıldır Koçarlı ilçesine bağlı Mersinbeleni Köyü ve civar köyleri tarlalarında topladıkları dumanlı kuvars kristallerini satarak ek gelir elde etmektedirler.

KALSEDON

Kalsedon, kimyasal formülü SiO2, kuvars mineralinin kriptokristalin çeşitlerinden biridir. Yağımsı bir parlaklığa sahiptir. Saf kalsedon çok ince tabakalar halinde dizilmiş çok ince kuvars liflerinden oluşur. Saf kalsedonun rengi yarı şeffaf gri veya beyazdır. Grimsi mavi veya kahverengi gölgeli hatta siyahımsı olanları da vardır. Safsızlıklar sebebiyle şeritlerde farklı renk ve desenler olur. Bu renk ve desenlere göre ise kalsedonun farklı çeşitleri tanımlanır: akik (kornelian), oniks, jasp ve krizopras. Kalsedonun özgül ağırlığı 2.59-2.61’dir. Jeodlarda bulunan az sayıdaki minerallerdendir.

Hititlerden beri kalsedon taşı, Anadolu’daki yataklardan çıkartılıp kullanılmaktaydı. Romalılar döneminde taşın bugünkü İstanbul, Kadıköy’deki limandan ihracat için sevkiyatı yapılmaya başlandı. O dönemlerde Kadıköy küçük bir Antik kasabasıydı ve adı da Chalkedon idi. Kalsedon taşı adını bu küçük liman kasabasından almıştır.

Eski kültürlerde kalsedonun ruhu ve inancı olumlu şekilde etkilediğine, uyku sorunlarını tedavi ettiğine inanılırdı. Bunun dışında her kalsedon çeşidine farklı bir tedavi edici güç ve önem atfedilmiştir.

Anadoludaki, bugünkü Eskişehir, bölgesindeki kalsedon yataklarından binlerce yıldır taş çıkarılmaktadır. Kalsedon Hitit ve Urartu dönemleri boyunca buradan çıkarılan kalsedonu ihraç etmiştir. Daha sonra Romalılar döneminde ise taşın ihracı çok yüksek seviyelere ulaşmıştır. Taş genelde mühür halkası, mücevher ve oymalarda kullanılırdı.

SİTRİN

Sitrin, sitrin kuvarsı veya sitrin topazı olarak da anılan, amber renginde bir değerli taştır. Sarımsı, kahverengimsi veya kırmızımsı olabilir. Şeffaf olmayan bir kuvars çeşididir. Doğal olarak nadir bulunan bir kuvars çeşidi olan sitrinin renginin kaynağı yapısındaki demir katışıkları; hematit veya limonittir.

Ticari kullanımdaki sitrinlerin çoğu aslında suni olarak fırınlanmış ametist veya dumanlı kuvarstır. Bu şekilde suni olarak üretilmiş olan sitrinlerin rengi, genellikle açık/soluk sarı renginde olan doğal sitrinlerden farklı olarak, daha çok turuncu veya kırmızımsıdır. Doğal sitrinin en büyük ve önemli üreticisi ise Brezilya’dır. Bu üretimin çoğu Brezilya’nın Rio Grande do Sul eyâletinde yapılır.

Sitrin çoğu kez çok daha değerli bir taş olan topaz ile karıştırılır. Hatta bazen sitrin ismi topazın bir başka ismi olarak hatalı bir şekilde kullanılır. Bunun nedeni topazın turuncu veya sarımsı örneklerinin renk olarak sitrine benzemesidir.

Antik zamanlarda sitrin kötü düşüncelere ve yılan zehrine karşı, bir tür koruyucu özelliği olduğuna inanılarak takılır ve taşınırdı. Ayrıca sitrin geleneksel olarak Kasım ayının iki doğum taşından birisi olarak kabul edilir.

OPAL

Opal, silis grubundan inorganik madde. Silisin hidratlı ve jelatinli bütün çeşitlerini kapsar.

Opal bir koloittir; bileşiminde %3 ile %13 su bulunur(SiO2.nH2O); görünümü yağsı veya camsıdır, kırık yüzeyleri kavkıya benzer. Birçok çeşidi vardır, bunlar arasında en tanınmışı asil opaldır. Çok güzel yanar-döner parıltılar verdiğinden mücevhercilikte değerli taş olarak kullanılır. En güzel türleri Macaristan’da çıkarılır. Çok çeşitli ve parlak renklerde bulunduğu için alevli opal, pullu opal, şark opali gibi adlar alır. Meksika’da bulunan bir türü ticarette ateş opali, ballı opal, alev opali adıyla bilinir; kırmızı, turuncu ve bazen Yeşilimsi sarı renkte olan bu opal, ateş kırmızısı tonlarında parıltılar yapar.

Diğer opal türleri şunlardır: saydam, yanar-döner, olmayan ve yumrulu yapıda hiyalin; bileşimindeki hidrokarbonlar sebebiyle çeşitli renklerde bulunan çakmaktaşı; yumru veya kabuk şeklinde bulunan kaşolon; hidrofan, menilit, gayzerit veya gayzer silisleri vb.

LAPİS  LAZULİ

Lapis lazuli veya laciverttaşı, çok eski çağlardan beri mücevher olarak kullanılan bir taş türü. Koyu mavi renkte, yarışeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır’da Firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taştır.

Lapis lazuli bir mineral değil, kayadır. Çünkü birkaç mineralden oluşmuştur. Gerçek bir mineral olabilmesi için sadece bir mineral türünü içermesi gerekirdi.

İsmin ilk kısmı olan lapis, Latince kökenli bir kelimedir ve “taş” manasına gelir. İkinci kısım olan lazuli ise, Latince lazulum kelimesinin genitif hali’dir (-in hali). Lazulum kelimesi de zaten Arapça (el-)lâciverd kelimesinden türemiştir ki bu Arapça kelimenin kökeni de Farsça lâciverd sözcüğüne dayanır. Aslında bir yerin ismi olan bu kelime zamanla taş ile ilgisi yüzünden mavi manasında kullanılmaya başlandı. İngilizce “gökmavisi” manasına gelen azure kelimeside buradan türemiştir. Bir bütün olarak incelenirse lapis lazuli mavinin taşı ya da gökyüzü taşı manasına gelir.

Eski Yunan’da “Sapphirus” olarak geçen lapis lazuli “içerisinde altın damarları olan, mavi renkli bir taş” olarak bilinmekte idi; bugün bu isim mavi korindon çeşitleri için kullanılmaktadır. Sonraları lapis içinde mevcut olan piritin bu altın rengini verdiğinin anlaşılmasıyla birlikte iki taş birbirinden ayırt edilmeye başlamıştır.

En saf ve kaliteli lapis lazuli Afganistan, Bedahşan’da beyaz mermer içinde damarlar ve mercekler halinde çıkarılır. Dünyadaki en eski madenlerden olan bu madenler antik zamanlarda firavunlara da lapis lazuli sağlardı.

Afganistan’daki maden yatakları dışında, lapis Şili, Ovalle’nin yakınındaki And dağları’nda da bulunmuştur. Burdan çıkarılan lapis lazuli lacivertten çok daha açık ve soluk bir mavi rengindedir. Daha önemsiz başka maden yatakları ise Rusya, Angola, Burma, Pakistan, ABD ve Kanada’da bulunur.

Yüzyıllar boyunca lapis lazuli özellikle mücevher ve oymalarda sıklıkla kullanılmıştır. Bunların dışında mozaik, vazo, boncuk ve mücevher kutularında da kullanılmıştır. uyumaya yardımcı olduğu da söylenir

Antik Mısır’da lapis lazuli bok böceği şeklindeki süs eşyaları, nazarlıklar ve benzeri takı eşyalarının vazgeçilmez malzemelerinden birisi olmuştur. Asur ve Babilliler tarafından mühür olarak kullanılan Lapis Lazuli, Mısır’da yapılan arkeolojik kazılar esnasında MÖ 3300-3100 zamanında bir yerleşim birimi olan Nakada bölgesinde kraliyet dönemi öncesinden kalma lapis mücevherler bulunmuştur. Aynı zamanda toz haline getirilmiş lapisin Antik Mısırlı kadınlar tarafından göz farı olarak da kullanıldığı bilinmektedir.

Ölüler Kitabı’nın 140. bölümünde yazdığı üzere, göz şeklinde altından bir muhafaza içerisine yerleştirilmiş lapis lazuli güçlü bir tılsım olarak kabul ediliyordu. Her ayın son gününde bu sembolik göze sunulan adak sonrasında, kullanıcının kötülüklerden korunacağına inanılırdı.

Fırat Nehrinin yakınında bulunan Ur’un Antik Sümer kraliyet mezarlarında lapis lazuliden yapılmış sayıları 6000’den fazla kuş, geyik, kemirgen heykelciklerinin yanı sıra çok sayıda boncuk, tabak ve silindir mühür bulunmuştur. Bu eşyaların çoğunda kullanılan lapis lazuli Afganistan, Bedahşan’daki madenlerden çıkarılmıştı. Pek çok Sümer ve Akad yazısında lapis lazuli, krallara layık zenginlik ve ihtişamda bir taş olarak belirtilmiştir.

Romalılar ise lapisin güçlü bir afrodizyak olduğuna inanmıştır. Orta Çağ’da ise lapisin sağlığa faydalı bir etkisinin olduğu, ruhu günah, kıskançlık ve korkudan arındırdığına inanılırdı.

Lapisin aynı zamanda tıbbi faydaları olduğuna da inanılırdı, öğütülerek toz haline getirilen lapis, süt ile karıştırılıp deri apselerine pansuman ve ülsere karşı tedavi amaçlı kullanılırdı.

Nevşehir Göreme açıkhava müzesinde bulunan Tokalı Kilise lapis mavisi ile ünlüdür.

OBSİDYEN

Obsidyen, volkan camı (ya da obsidiyen[1]), doğal yollarla oluşan volkanik kökenli bir cam türüdür. Lavın hızlıca soğuması ve kristalleşmeye yetecek kadar zaman geçmeden donmasıyla oluşur. Genellikle felsik lav akıntılarının, soğumanın hızlı olduğu kenar bölümlerinde bulunur. Kristal yapıda olmadığından, keskin kıyıları moleküler inceliğe ulaşabilir. Bu özelliğinden ötürü eski çağlarda ok ucu olarak kullanılmış, günümüzde ise cerrahların kullandığı neşterlerin kesici kısımlarında kullanılmaktadır.Hali hazırda obsidyene cam haline gelmesi için 2 etken vardır.

  1. Soğuma hızı
  2.  Bileşimindeki SiO2 miktarıdır.

Obsidyenler özellikle siyah olmakla beraber Yeşil Obsidyen (Nemrut Dağı-Tatvan), Kırmızı Obsidyen (İkizdere-Rize) gibi değişik renklere sahiptir.

Hasan Dağı Obsidyenlerinde mikroskopla incelenmesinde bol miktarda demir mineralleri içermektedir. İkizdere obsidyenlerinin içeriğine bakıldığında altın mineraline rastlanmıştır.

TURKUAZ

Turkuaz, türkuvaz, turkuvaz (Fransızca: pierre turquoise/”Türk taşı”) ya da firuze, saydam olmayan (opak) turkuaz (mavi-yeşil) renkte yarı değerli bir taş. Antik Mısır’da dahi mücevher yapımında kullanılmıştır.

Günümüzde suni üretilen turkuaz taşları gerçek turkuazın önemini azaltmıştır. Uzmanlar bile gerçek Turkuazları sunilerinden ayrıt etmekte zorlanırlar.

OLTU TAŞI

Oltu taşı, Erzurum’un Oltu ilçesinin kuzeydoğu kesiminden çıkarılmakta olan yarı değerli bir taştır. Kolay işlenebilme özelliğinden dolayı takı ve ziynet eşyası yapımında kullanılır.

Oltu taşı genellikle siyah renktedir. Bir karbon bileşenidir. Çoğunlukla siyah renkli olanı tercih edilir. Genelde bayan takıları ve tespih üretiminde önemli bir yere sahiptir. Yüzyıllardan beri yörede genellikle tek kişilik ve babadan oğula geçen ev-atölyelerde el ve küçük çaplı aletler marifetiyle ürünler üretilmektedir. Türkiye ‘de 3213 sayılı Maden Kanunu’nda oltu taşının kıymetli taşlar arasında olduğunun tescili dahi yapılmıştır.

Oltu taşının fiziksel ve kimyasal özellikleri incelendiğinde başlıca şu özelliklere sahip olduğu görülür: Mohs sertlik skalasına göre 3 sertliğe, 1.5 yoğunluğa sahip ve karbon içeriği yüksek olan bir yarı değerli süstaşıdır. Çıra gibi is çıkararak yanar ve geride sigara külüne benzer bir artık bırakır. Linyite göre çok bitümlü ve çok sık yapılı olmasına karşın genelde kompakt linyit olarak tanımlanabilir. Sürtünme ile elektriklenir ve hafif cisimleri çeker. Yanma esnasında aniden soğutulursa donar, camlaşır ve kalıp halini alır. Oltu taşı, yerkabuğu içinde iken yumuşak, hava ile temas ettiğinde sertleşen, bitümce zengin kompakt bir linyit çeşididir. Erzurum ’a özgü oltu taşı Oltu ilçesinden güç koşullar altında çıkarılmakta olup, bu taş ile tespih anahtarlık, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası, tarak, ağızlık, yüzük, bilezik, sigaralık ve çeşitli süs eşyaları yapılmaktadır.

Oltu taşı siyah, tıkız, parlak ve kavlı biçiminde kırıkları olan, parlatılabilen, tıraşlanabilen bir nevi linyit taşıdır. Erzurum’da Oltu taşı altın ve gümüşle birlikte kullanılarak çeşitli takı aksesuarları yapılmaktadır. Oltu taşının ocaktan çıkarılması ve işlenmesi oldukça zordur. Çok çabuk kırılma özelliğinden ötürü çıkarılma ve işlenmesinde özel aletler kullanılmaktadır.

Oltu taşı; Orta Çağlarda tespih, kutsal sayılan sandık, ve heykel yapımında kullanılmaktayken, XIX. yüzyılda mücevher yapımında da kullanılmaya başlanmıştır.[1] Günümüzde Erzurum ilinin Oltu ilçesinde üç yüzden fazla maden ocağından çıkarılmaktadır.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir